Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

BAĞIMSIZ BİRLEŞİK KAFKASYA!

ATLANT

                                  guvercin2.gif (38567 bytes)                               ECO1.gif (38567 bytes)                                 ECO.gif (38567 bytes)                                         

BAĞIMSIZ BİRLEŞİK KAFKASYA

4.gif (21417 bytes)10.jpg (1040 bytes)11.jpg (1280 bytes)7.jpg (966 bytes)8.jpg (1245 bytes) 16.gif (43081 bytes) 12.jpg (1121 bytes)9.jpg (989 bytes)13.jpg (1255 bytes)15.jpg (1076 bytes)4.gif (21417 bytes)

 

ATLANTİS VE KAFKASYA

Atlantis insanlik tarihinin en büyük muammasidir...

Efsane söyle baslar; zamanimizdan 11.500 yil kadar önce genellikle bir çoklarinin Atlas Okyanusunda oldugunu iddia ettikleri bir kita varmis. Bu ülke insanligin, özellikle beyaz-Ari irkin dogdugu ve çok üstün bir uygarliga yükseldigi bir adaymis. Büyüklügü Libya ye Asya (Anadolu)’nin toplam alanindan daha genismis. Burada Günes’e tapan bir dini ve teknolojide çok gelismis bir ilmi benimsemis, çok yüksek kültüre sahip ve çok uygar bir millet yasarmis... Atlantisliler, Avrupa, Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi ve Orta Amerika kiyilarina yaptiklari seferler ile ora halklarina bu uygarliklarini asilamis ve koloniler tesis etmislerdi.
                                                                                              

Sik sik meydana gelen depremlere ada halki alismissa da. gene epeyce zararli. oluyordu. Bir gün çok siddetli depremler sonucu, Atlantis adasi tamamiyla sulara gömülerek yeryüzünden yok olur ve silinir gider.
      
Zamanimizdan 2400 yil kadar evvel yasamis olan eski Atinali filozof-düsünür Eflatun (Plato) M.E.428-348, Atlantis efsanesini ilk yazan adamdir. Eflatuna göre, Atinali Solon, M.E. 6nci. yüzyilda yasadi, devlet adami, eski Misir'i ziyarete gittiginde orada büyük itibar görür ve Sais Mabedi rahipleri ile görüsür. Bu Misir rahipleri Solon'a Yunan ve Misir uygarliklarinin daha bir çocuk kadar genç olduklarini ve fakat asil insanligin altin devrinin kendi zamanlarindan 9000 yil evvel sulara gömülerek batan ve yok olan Atlantis uygarligi oldugundan bahsederler. Solon hayret ve ilgi ile bu açiklamalari dinler ve ilk defa olarak bir batili Atlantis’in varligini efsane seklinde dahi olsa,ögrenmis olur.

Sonradan bu notlar ve bilgiler Eflatun tarafindan diyaloglar adi altinda kaleme alinir.

Birinci diyalog, Timaeus, ikinci diyalog, Critias, veya Atlantik’ dir. Eflatun bu iki. yazida Atlantis kitasini ve gelisimini sonuca kadar detaylari ile izah eder. (Ilgilenenler, bu eseri okumalari tavsiye olunur).

Bir çok alime göre, Atlantis, Atlas Okyanusunda degil, fakat baska bir yerde idi. Örnegln, Akdeniz'de, veya Ege’de Tera adasi, Afrika’da, Kuzey Denizinde, vs., bazi arastirmacilar ise bu muamma ülkenin Kafkasya'da oldugundan bahseder, bunlar Reginald A. Fessenden, Delisle de Sales, Hermann Wirth, gibi tarihçi ve arastirmacilardir.

Atlantis kitasinin Kafkasya'da oldugu gerçekte ispatlanamayacagi ve mantiga aykiri olabilecegi düsünülebilir, fakat gerçek olan bir sey vardir ki Kafkasya ile Atlantis arasinda çok yakin bir iliski saptanmistir.

Atlantis’ in sulara batisini izleyen büyük tufanin o zamanki bilinen dünyayi sular altinda birakmis olmasi da gerekirdi. Bu tufanda su yüzünde ancak yüksek daglarin kalmis olabilecegi de çok mümkündür. Avrupa'nin en yüksek daglari Pireneler, Alpler ve Kafkas daglaridir, ve bu civarda yasayan insanlar en yakin kara oldugu için tufanda kurtulanlar arasinda aayilabilir. Bu büyük felaketten kurtulabilen bir kisim Atlantisliler'in de böyle daglik kara parçalarina siginarak hayatlarini kurtarabilecekleri de akla gelen bir teoridir. Eflatun da bunu bu sekilde yansitmistir.

Milletler devir, devir geçirdikleri gelisimleri ve uygarliklari zamanla unuturlar. Felaketler, tufanlar, depremler çok seyi yok eder, kalan harabeler bir tas yiginidir. Bir yüzyil evveline kadar Misir halki hiyeroglifleri okumaktan ve geçmis Misir’in üstün uygarliginin derecesinden habersiz yasiyorlardi. Iranlilar'in Pers ve Darius hakkinda hemen hemen hiçbir bilgileri yoktu. Sonralari arkeolojik arastirmalar sayesinde eski yazilarda desifre olunca çok seyler ögrenildi, ve bu milletlerin bugünkü hallerinden çok daha üstün bir uygarliga sahip olduklari anlasildi. Yunanlilar ve Romalilar da ayni siniflandirmaya girebilir.

Kafkasya’ya gelince konumuz dahiline giren, özellikle Kuzey-Kafkasya birçok efsane ve masallara konu olmus, iklimi, geçmisi, cografyasi ve tarihi ve insanlari ile çok ilginç bir ülkedir.

Bu özellikle Çerkezistan (veya Çerkezya) bölgesinde 19ncu yüzyildan beri yapilan arkeolojik kazilarda çok ilginç ve kiymetli kral mezarlari. ve katakomb kültürü ve uygarliginin kalintilari kesfedilmistir, (E. Chantre) Maikop ve civarinda. Gene sahilde Tuapse' den içerde Osetya’ya kadar olan bölgede ki bu da eski Çerkezya mintikasi. olarak kabul edilir, Dolmen denilen yekpare tas yapitlara rastlanmaktadir. Bunlarin birer mezar mi yoksa birer anit mi olduklari henüz belirlenememistir.

Kafkasya hakkinda iki çok sümullü eser yazmis olan ve bu ülkede Çarlik devrinde ve sonra bizzat geziler yapmis bulunan Ingiliz John F. Baddeley, ikinci eserinde, Kuzey-Kafkasya’da görmüs oldugu "Devasa" harabelerden bahseder. Dünyada diger bir esinin ancak Güney Amerika'da,Bolivya'da, 4000 metre yükseklikte Titicaca gölünün sahillerinde, "Tihuanaco" kalintilarinda görüldügü bu "Devasa" harabelerin nasil bu yüksek yerlerde binlerce yil evvel, ne gibi aletlerle ve kimler tarafindan yapildigi muammasi hala çözülmemistir. Baddeley'in gördügü harabeler Osetya mintikasinda, Kaluat köy sirtlarinda, Edisa adi ile anilir. Yazar bu kalintilari yerli Prof. Melitset Bekof ile gezmis ve hayran kalmistir. Adina "Devler Kalesi denilen bu yapitlar yüksek bir plato üzerine kurulmus olup, birkaç dönümden fazla bir alani kaplamakta idi. Volkanik oldugu iddia edilen ve yüzlerce ton agirliginda kayalardan yapilmistir. Dikdörtgen seklinde olan duvarlarinin kalinligi yerine göre üç metreden fazladir. Taslar yekpare bloklar olup kesilmis veya yontulmus degildir,sanki kaliptan çikmissa benzer, yüzlerce ton agirligindadir her bir tas. Herhangi bir çimento gibi madde ile yapistirilmamis olup, gayet düzgün sekilde aralarinda milimetrik bir açiklik olmadan birbirlerine uyum saglamislardir. Böylece bu görkemli yapit insan üstü bir kalinti. Görünümü vermektedir. Baddeley’in sorusuna cevaben, Prof. Melitset Bekof, bunlarin Keltler'den kalma olabilecegini söyler, fakat Baddeley' e göre bu eserin Kafkas-Nart mitolojisine de dayanabilecegi tasavvur edilebilir.

Bunun gibi daha birçok izah edilemeyen sirlara sahip olan Kafkasya'da geçmiste çok büyük bir uygarligin bulundugu ve orada yasamis insanlari etkiledigi inkar edilemez.

Sonralari halk evvelce degindigimiz gibi bu büyük uygarligi unutmus basit bir pastoral hayat yasamaya baslamistir. Fakat en ilginç nokta sudur: Kuzey-Kafkasya halklari, özellikle Çerkez dedigimiz, Adige’ler ilk çaglardan beri bu ülkenin otokton yerel ahalisini teskil etmektedir Adigeler'in, Shabze denilen yazilmamis ve fakat en küçük noktasina kadar uygulanan töre ve adetleri, yani bir nevi anayasalari. vardir. 19 uncu yüzyilda Avrupalilar'a kiyasla basit bir hayat ve toplum düzeni yasayan bu Çerkezler' in arasina gelerek bin yildan fazla yasayan Ingiliz arastirmaci ve seyyah James S.Bell, bu insanlar için; "Bütün gördüklerimin bana verdigi kani sudur, genellikle Çerkezler, simdiye kadar tanidigim, isittigim ve okudugum milletlerin en kibar ve nazik olanidirlar." diye yazmistir.

Gene Çerkezleri 1818-1819 yillarinda ziyaret etmis olan Sövalye Kont T.de Marigny, bu insanlarin arasindaki terbiye, büyüge ve kadina saygi, bogazina, beline ve diline sahip olmada gösterdikleri irade ile misafirperverlik, fazilet ve inceliklerini uzun, uzun anlatir ve eger ailevi vaziyeti müsait olsa idi, bu insanlar arasina yerlesip geri kalan hayatini orada yasamak istediginden bahseder.

Simdi en mühim noktaya gelelim; yazili bir kanunlari,polisi, üniversitesi, yazili bir edebiyati ve maliye teskilati, para, altin ve diger degerli kiymetlere dayanan bir ekonomik düzeni olmayan bu toplumun,ilkel, barbar bir kabile düzeni olmasi gerekirken; halkin birbirini yagmaya, sefahate, içkiye ve eglenceye düskün, korku ve dehsetin kol gezdigi bir düzende yasamasi icap ettigi sartlarda, aksine bu ilkel sartlarin mevcut oldugu bu toplumda, bin yillik bir gelismeden geçmis bir Ingiliz milletinin, veya diger ileri milletlerin, tahsil, kanun ve devlet otoritesi ile gelismis niteliklerinin yerlesmis ve geçerli oldugu görülmektedir. Bu ileri ülkelerde bu gibi töreleri ve terbiyeyi uygulamak için, yüzlerce yillik tahsil ve egitim ile devamli,. tekamül eden kanunlar yapilir ve bunlar polis, asker vs., kuvvetlerle isleme sokulurken, Çerkezler'de tamamen dogal olarak uygulanmakta ve asirlardan beri devam edegelmekte idi. Rus isgaline kadar(1864) bagimsiz Çerkezya'da yalniz misafir olmayan ve izinsiz ülkeye giren yabancilara karsi tecavüz,hirsizlik ve düsmanca hareket görülmüstür.

Çok eski devirlerde Araplar büyük tufandan önce var olan bir ada uygarligindan ve burada yasamis olan AD diye bir kavimden bahsederler. Bu adanin deprem ve tufan sonucu battigini efsane ederler. Bu batan ada efsanesi Atlantis ile aynidir. (Charles Berlitz,Mystery of Atlantis, 1976)

Sonralari tek tanri dinleri ilk insana Adem demistir... Acaba bu ilk insan degil de ilk kavim olmasin?

Çerkezler kendilerine, kendi lisanlarinca ADIge derler. Bu da AD'dan gelen anlamina gelebilir. Bir de ADemey adinda bir Çerkez boyu vardir ki geçmisinin Adem’e dayandigini iddia eder.

Eflatun, Kritias adli ikinci diyalogunda Atlantisliler'den ve adetlerinden bahsederken sunlari yaziyor; "Törelerine ve adetlerine çok bagli idiler. Ilahlarina karsi saygili idiler. Çünkü yüksek bir seciye ve ruh asaleti tasiyorlardi. Nezaket ve akil onlarin hayatlarinda ve karsilikli iliskilerinde en önemli yöntemleri idi. Ahlak en önem verdikleri kiymet idi. Dünyevi seyler ile o kadar ilgilenmezlerdi, mal, mülk, altin, servet onlarin alakadar olduklari mevzular degildi. Bunlara dünyevi bir yük olarak bakarlardi. Lüks ve sefahat onlari. zehirlememisti. Servet onlarin iradelerini kirmamisti. Akli basinda, ayik insanlardi. Bu dünyevi mal, mülk,servet ve sefahatin arkadaslik, seref ve karsilikli saygilarini yitirebileceginin tehlikesini kavramis, mütevazi insanlardi

Eflatun’un Atlantisliler'in adetlerinden bahseden bu sözleri, sasirtici bir benzerlikle, Kont de Marigny, E.Spencer, J. Sbell, J. A. Longworth ve D. Urquhart gibi Avrupalilar'in Çerkezler hakkindaki anilarina benzemektedir. Bu iki kavmin töreleri ve adetleri arasindaki benzerlik hayret vericidir.

Bazi süpheciler, Atlantis'in tamamen hayal ürünü oldugunu ve Eflatun’un ideal bir Atina yaratmak için bu ideal halk ve devlet fikirlerini Atlantis efsanesini yaratarak yaymak istediginden bahsederler.Eger bu iddia dogru ise, demek ki Eflatun’un kurmak istedigi ideal Atina ve ideal toplum, binlerce yil Çerkezya da gerçeklesmis olmuyor mu ?

Avrupa'da Bronz devrinde etken olmus bir Etrüsk uygarligi vardi. Italya’nin Ligurya yöresinde gelismis olan Etrüsk uygarligi sonralari Roma'lilar tarafindan tasfiye edilmis ve yok olmustur. Bugüne dek çözülememis bir alfabeleri vardir. Silahlari ve harp arabalari bronzdandi. Geriye çesitli sanat eserleri birakmis olan Etrüskler, Italya’ya, Anadolu'dan Lydia'dan geldikleri söylenir. Bu kavim Hititler'in bir kolu idi,Anadolu'ya yerlesmis Kafkas asilli bir irk oldugu iddia edilir. Fransiz dilbilimcisi, Georges Dumezil ise Çerkezlerin Ubih boyu lehçesinin Hititçe ile ayni oldugunu kanitlamistir. Britanika Ansiklopedisi, açikça Etrüsk lisaninin Kafkas dilleri ile alakali ve çok fonetik benzerlikleri olan bir dil oldugunu yazar. (Encyclopedia Brittanica, Etruscan Language). Birçok Avrupali dilbilimci ve etnolojist ve arastirmaci da bu tezi savunmaktadirlar. 19. yüzyilda yasamis Çerkez tarihçisi, Noguma Sura Bekmurzin, Etrüskler'in, Ligurlar'in ve Pelasglar'in Kafkas asilli kavimler oldugunu iddia eder. Bu tezi savunanlar arasinda son devrin arastirmaci ve yazarlarindan Aytek Natimok ve Gunokue K. Özbay da vardir.

Eflatun ise Etrüskler'in yerlesim merkezi ve ülkesi olan Ligurya için özellikle Atlantis'in bir kolonisidir der. (C.Berlitz.Mystery of Atlantis).

Tarihçi Alexander Basmakof insanligin geçmisinin esrari hakkinda sunu yazmistir; "Tarih öncesi (prehistorik) devirlere ait anahtarlar halen Kafkas ve Pirene (Bask) Daglari'nin yüksek vadilerinde yasayan kavimlerin elindedir."

Basklar, Ispanya'nin Pirene Daglari ve Atlantik Okyanusu kiyilari ile Fransa hududu yakinlarinda yasayan Avrupa'nin en eski bir degismemis kavmidir. Basklar dürüstlükleri, enerjik tavirlari, sadakatleri ile temayüz etmis bir millet olup ayni zamanda hala büyü ve büyücülüge inanirlar. Çok batil itikatlari vardir.

Lisanlari Avrupa'nin hiçbir lisanina benzemedigi gibi, çok eski devirlere. dayanmaktadir. Magara devri günlerinin, Kro-Magnon insanlarinin lisanini andirir bir kökten gelir. Mesela ‘tavan kelimesi magaranin üstü manasina olup,’biçak' kelimesi ise ‘kesici bir tas anlamina gelen bir cümleciktir. Bu milletin antikitesi, Atlantis hakkinda bir kitap yazmis olan, yazar Spence'in Atlantis'ten göç edenlerin zaman zaman Ispanya ve Fransa sahillerine yerlestiklerini bir nevi teyit eder gibidir.

Britanika Ansiklopedisi, Bask Lisaninin, Kafkas lisanslari ile alakali ve ayni aileden oldugunu açikça yazar.

Atlantis'in Esrari, kitabinda Charles Berlitz, Bask lisani için Avrupa'nin çok eskilerden kalma bir yasayan fosil lisani diye bahseder, buzul çagindan evvelki bir lisan yahut da daha dogrusu Atlantis lisaninin günümüze kalmis tek temsilcisi, der.

Öyleyse, Kafkas lisanlari - özellikle Çerkez, Abhaz Lehçeler de - bu temsilcilige hak kazanmis olmaz mi ?

Bask'lar irken ve lisanen Kafkasya’nin Abhaz-Abaza kavmine akrabadirlar (Tarihte Kafkasya) isimli kitabinda Gen. I. Berkok, Bask’larin, Abask Abhaz, irki ile ayni soydan geldiklerini açiklayarak izah eder. Bunlara Kafkasya'da hala ‘Baskheg' diye hitap edildiginden bahseder.

Böylece Atlantis efsanesi ile Etrüsk ve Bask'larin iliskilerini açikça ortaya koymus olduk. Etrüsk ve Bask’larin da Kafkas, Çerkez-Adige ve Abhaz kavmi ile yakin iliskileri de inkar edilmez bir tarihi gerçektir.

Çerkezler arasinda en küçük köydeki en cahil bir ihtiyar kadindan dahi duyabileceginiz yaygin bir söylesi vardir, birisine kizdiklari zaman söyle derler, "Ta ham hitug ou vieh" manasi, "Allah seni o batan adaya sürsün." Kafkasya sahillerinde hiç ada yoktur ve bu söz çok eski bir deyistir. Hatta dag köylerinde denizden yüzlerce km. uzakta deniz görmemisler arasinda da kullanilmakta idi.

Gene Çerkezlerde ihtiyar nineler ve dedeler, küçük çocuklara yüzlerce yil evvel dahi 'uçan gemiler' ve 'yelkensiz vapurlar' ile ilgili masallar anlattiklari bir folklor gerçegidir. (Circassian Star, No. l, vol. l, Nana, Nina)

Günümüzde Atlantis’in geçmisteki varligi tam olarak kanitlanmis degildir. Fakat birçok ilim adami yüzlerce yazar, yillardan beri bu konuda yüzlerce eser yazmislar, tezler yürütmüsler ve iddialarda bulunmuslardir. Bu konu ile alakali filimler çevrilmis ve konferanslar verilmistir

 

Saygılar.... DİXEKUKAFKASYA.8M.COM

ANA SAYFA