|
|
|
I. TARIH ve DEMOGRAFYA
Abhazya ülkesinin ve Abhaz halkinin tarihi çok eskilere dayanmaktadir. Abhaz tarihi Antik Yunan kaynaklarindan izlenebilmektedir. Grekler, antik çagda seyyah bir toplum idiler. Gittikleri, ticari iliski kurduklari her toplumu, dil farki gözetmeksizin "barbar" ismi ile nitelendirirlerdi. Karadeniz'in dogu kiyilarinda yasayanlari da günümüze tasiyarak taninmalarina neden olmuslardir. Antik Grekler, ayrim yapmadan Dogu Karadeniz kiyilarinda yasayan herkese "COLCHIS" demislerdir. Strabo'ya göre M.Ö. I.yy. da Abhazya'nin sinirlari bugünkü Pitsunda kentinin bulundugu yerden, Trabzon'a kadar uzanmaktaydi. Hekataios (M.Ö. 500) Heniokhai'yi (Wubih Yurdu) abhazya'nin sinirlari içinde göstermektedir. Karyanda ise (M.Ö. 500) Akhaioi (Achaenos) olarak belirttigi toplumu ve bölgeyi yine Abhazya ile çakistirmaktadir. Akinlar halinda Yunanistan yarimadasina gidip, antik Grek kültürünü yücelten, uygarliklar kuran Akha'lari daha sonraki, büyük destanlarin dogdugu çaglarda, Yunanistan'dan gelip Anadolu kiyilarinda Troia'yi kusatirken görmekteyiz. Abhazyanin kuzeyinde yasayan, Akhaioi'lar Antik Yunan Akha'larinin atalaridir. Iliada ve Odiccea'da kahramanliklari anlatilan Akha'lar, Kafkas kültürünü Yunanistan'a tasimislar ve orada yerli kültürle kaynasarak büyük uygarliklar yaratmislardir. Antik çag cografyacilarina göre Soçi ve Gagra civari Akha yurdu idi. Akha'larin Wubih, Abhaz ve Abazin'lerin atalari olduklari, bugün artik su götürmez bir gerçek olarak bilim çevrelerince bilinmektedir. Bu yöreler, Ortaçag baslarinda, Bizans Imparatorlugu'nun nüfuz alani olarak görülmektedir. Dolayisle imparator Justinyanus döneminde Hiristiyanlik dini ile tanismislardir. Özellikler Pitsunda yöresi, abhaz Hiristiyanliginin dini ve kulturel merkezi olmustur. Bu dönemim hiristiyan kaynaklari ve Ortaçag Gürcü tarihçileri Abhazlarin varligindan söz etmektedir. 8. yüzyil sonlarinda Bizans Imparatorlugu'nun gücü azalinca, Abhaz Krali Levan II, Abhazya, Egrisi, Likhe'yi de kendi taci altinda Abhaz Kralligi olarak birlestirmistir. Giderek Abhaz Kralligi bugünkü bati Gürcüstan'i da içine alan bir genislige ulasmistir. Bu durum 200 yil sürmüstür. Bu dönem Abhaz Krali Bagrat III.'ün Gürcü tahtina geçerek iki devleti birlestirdigi tarihe kadar sürmüstür. 790-975 tarihleri arasinda "Abhazia" adi, bütün Gürcüstan'a verilen ad olarak kalmistir. 13.yy'da Mogollarin batiya yürüyerek Selçuklu devletini yikmalari sonucu Gürcüstan'in özellikle dogu ve orta kismi Mogollarin eline geçmistir. Tiflis yakilip yikilmis, Mogol vahsetinden kaçan Gürcüler batida yogunlasmistir. bu olaylar sonucu devlet yönetimi çökmüs, devlet eskiden oldugu gibi yine Abhaz ve Gürcü prenslikleri olarak ikiye bölünmüstür. 14. yy'da Mingrel (Laz) Prensi Georgi Dadiani, Abhaz Hanedani Çaçbalari kuzeye sikistirarak Abhazya'nin güneyini, bugünkü Gal ve Oçamçira bölgelerini ele geçirmistir. Bu zaman dilimi içinde sikisan nüfusun bir kismi, kuzeydekileride iterek harekete geçmis, küçük bir grup Abhaz ile Abhazya ve Wubih bölgesi arasinda oturanlar, bugünkü Adler, Loov Mitesta(Abazaca'da Mitsasta - ates yolu) ile Mizimta vadisinden kalkarak ve Kulhor geçitlerinden kuzeye, bugünkü Çerkessk ve Khabardey topraklarina dogru yayilmislardir. Abhazya topraklarinda kalanlar ise zaman zaman Mingrelya egemenligine baskaldirarak çatismalara girmislerdir. Tam bu siralarda 16. yy'in baslarinda Osmanlilar, Abhaz Halki ile Islamiyet'i tanistirmislardir. 1500-1800 arasi 300 yil, Türk-Abhaz iliskilerinin yogun yasandigi dönem olarak tarihte yer almaktadir. Abhazya'da Osmanli egemenligi, Rus saldirilari sonucu 1810' da sona ermistir. Bu dönemde abhaz nüfusunun büyük bir çogunlugu islamiyeti kabul etmistir. Bu tarihten itibaran Rus-abhaz çatismalari baslamaktadir. abhaz halki, Çar yönetimini her firsatta ayaklanarak kabul etmedigini belirtmistir. 1864'te biten Kafkas-Rus savaslari, bütün Kuzey Kafkasya'da oldugu gibi Abhazya'da da halka çok büyük felaketler getirmistir. Bu dönemde abhaz tahtinda bulunan Çaçba Hamid (Mikhail Servasidze) ayni zamanda Rus ordularinda da tuggeneral idi. Rusya ile inatla çatismanin, halik yok edecegini biliyordu. Buna ragmen 11-12 Mayis 1864'deki intihar savaslarini engelleyememistir. Felaket, 1877-1878 Osmanli-Rus savasiyla büyümüs ve Abhazya tarihinin en büyük nüfus kaybina ve kiyimina sahne olmustur. Ülkede bugün yasayan Abhazlar 100.000 civarindadir. Türkiye'de yasayan Kuzey Kafkasyalilarin 500.000 kadrinin abhaz kökenli oldugu dikkate alindiginda bu trajik sürgünün boyutlari açikça gözler önüne serilecektir. 1918 yili içerisinde abhazya'da ilk Sovyet yerel yönetimi kurulmustur. kirk gün süren bu yönetim Mensevik Gürcü Hükümetinin saldirisi sonucu ortadan kaldirilmistir. Yeni yönetim kurulduktan hemen sonra mahalli askeri devrim komitesinin yöneticileri olan Esba Efrem, Lakoba Nester, Platon Agiyasvili, N. Akirtaa, V.I. Lenin ve J. Stalin'e Abhazya'ya iliskin kararlarinda agirlik noktalarinin su üç seyi kapsamasini bildirmislerdir. - Abhazya'nin birinci derecede bir devlet olarak ilan edilmesi, - Abhazya'nin Sovyet Federayonu içerisinde yerini almasi, - Halkin kendi kaderine terk edilmemesi ve Sovyet Rusya ile bagdaslastirilmasi (henüz Gürcüstan'a bagli degildir). Özgür abhazya Cumhuriyeti'nin kurulmus oldugu 31 Mart 1921' de Lenin'e bildirilmisken Gürcüstan ancak 21 Mayis'ta "Bagimsiz Abhazya Cumhuriyeti'ni" tanidigini açiklamistir. Bu güzel gelismeleri tehlikelerde bekliyordu. 5 Temmuz 1921' de Komünist Parti merkez bürosunda toplanan Stalin ve avanesinin verdigi karar söyleydi: " Parti çalismalari açisindan abhazya'nin özerk cumhuriyet statüsünde ve Gürcüstan Sosyalist Cumhuriyeti sinirlari içerisinde kalmasi gerekmektedir". stalin'in bu müdahalesi, Abhazya Cumhuriyeti'ne ve abhaz halkina duydugu ve saklayamadigi kin ve düsmanligini da belirtmektedir. Stalin'in bu tutumunun Sosyalist Rusya federatif Cumhuriyeti'nin (RSFSR) ve Sovyetler Birligi Sendikalari Komitesinin (VISK) tepkisiyle karsilastigi, 8 Eylül 1921' de açiklanmistir. Bütün bu direnmelere karsin, abhazya 1922 yilinda, baslangiçta anlasmali bir federatif statüyle Gürcüstan devletine baglanmistir. 1931 yilinda ise "Karsilikli Anlasma ve Özel Ittifak" tek yanli olarak bozulmustur. Abhazya yalnizca özerklik hakkina layik görülerek Gürcüstan Sosyalist Cumhuriyeti'ne baglanmistir. 1937-1953 tarihleri arasi Stalin ve Beria'nin Abhazya'ya yönelik karakteristik baskilarin uygulandigi yillar olarak tarihe geçmistir. Bu süreç içerisinde Abhazay paralelindeki diger küçük cumhuriyetlerde ise Abhazya'dakinin tersine degisik bir uygulama gelismistir. Beria ve Stalin'in baski ve zorla göç ettirme yöntemleri sonucu zaten karisik olan abhazya'nin demografik sorunlari giderek karmasik hale gelmistir. Tarih boyunca, kültürü, dili, sosyal yasami hep farkli olagelmis olan Abhazya ve Gürcüstan, zorla kiyilmis bir nikah ile birbirlerine baglanmis olan esler gibi idi. Abhaz ve Gürcü halkinin bu farkliligi açik ve bilinen bir gerçektir. 1877 yilinda Gürcüstan'da yayimlanan "Tiflis Vestnik" gazetesinin açikça belirttigi gibi, "Abhazlar, etnografik, sosyal, ekonomik yasamlari ve dünya anlayislari ile komsusu olduklari uluslardan çok farklidirlar." 19.yy'in 70'li yillarina kadar bu ülkede nüfus çogunlugunu, ülkenin yerli halki olan Abhazlar olusturmakta idi. 1926 yilina gelindiginde ise 60 degisik etnik grup yasar olmustur. Asagidaki tablo soven Gürcü yönetiminin yavas yavas Abhaz halkini yok edisini açik bir sekilde göstermektedir: Abhazlar 58,961 Mingreller 3,414 Gürcüler 515 Yunanlar 2,056 Ruslar 972 Ermeniler 1,337 Estonlar 637 Digerleri 1,460 1896 Sonlarinda Abhazya'da Nufus Dagilimi Bu sekilde görülen en bariz, en çarpici husus 1896 da Abhazya'da 515 Gürcü yasarken 1992 de nüfusun 240,000'e ulasmasidir. 1870 yilindan itibaren ülke nüfusunun karmasikligi derhal etkisini göstermistir. Bir gurup Abaza'nin Osmanli topraklarina sürülmesi üzerine bos araziler yagmalanmistir. Gürcü, Rusi Ermeni, Alman, Bulgar, Azeri ve diger unsurlarla birlikte yasam belirmeye baslamistir. 1877 deki birinci nüfus sayimi kayitlarina göre ülke nüfusunun %53 kadari Abhaz iken 1926 yilinda Abhaz nüfusu yari yariya azalmistir. 1979 yilinda yapilan sayim ise Abhaz nüfusunun %17'ye düstügünü göstermektedir. Gürcü nüfusu ise aksine büyük bir artis göstermektedir. Bati Gürcüstan topraklarindan Abhazya'ya ailelerin yerlestirilmesi, Çar yönetimi döneminde baslamistir. Gürcü menseviklerinin uyguladiklari uluslari birbirine düsürme, terör ve Abhazlarin zorla Gürcülestirilmesi politikasi, Mensevik devlet adami S.Z.Eliara'nin agzindan belgelenmistir. Eliara 1926 yilinda Gürcüstan'da S.I.K. teskilat toplantisinda "Hiç ara vermeden Abhaz halkinin hak ve hürriyetlerini yok ediyorduk" demektedir. Stalin'in baski yönetimi süresince abhaz halkinin yasami giderek bir trajediye dönüsmüstür. Bir gece içerisinde yüzlerce Abhaz köylerinden toplanarak götürülmüs, bir çogu katledilmis, aydinlar kökten silinmistir. Baski rejimi yillarinda Abhazya'nin en seçkin insanlari yok edilmistir. Bu toplu katliamlar, nüfusu az olan Abhazya için büyük yikim olmustur. Bu arada Abhaz dili yasaklaniyor, Abhaz tarihi, kültürü, ulusal devlet bilinci, yerel cografi isimler, Abhaz alfabesi yok ediliyordu. 1937 - 1938 yillarinda Gürcü alfabesi temel alinarak yeni bir alfabe hazirlanmis, Abhaz sözcügü yazismalardan çikartilmis, Abhaz kimligi köreltilerek, herkesin Gürcü oldugu duyurulmustur. 1937 den 1953 yilina kadar Gürcüstan'in degisik yörelerinden bir çok aile zorla Abhazya'ya yerlestirilmistir. Savastan sonraki yillarda da bu uygulamalar sürmüs, Abhaz okullari kapatilarak Gürcüce egitim yapan okullar açilmistir. 1948 yilinda Sohum Kale'ye gelen Stalin utanmaz ve ahlaksiz bir eda ile söyle konusuyordu: "Biz Gürcüler, Abazinlere nazaran Abhazlara daha yakiniz. Tlihsiz Lakoba bunu bir türlü anlayamiyordu..." Stalin bu sözlerle Abhaz Ulusal lideri Lakoba'yi, Gürcülügü kabul etmedigi için, öldürüldügünü övünerek açikliyordu. Abhazlarin ana dil yasaginin yanii sira, parti ve devlet yönetiminden atilma ve issiz kalma tehlikelerine de gögüs germeleri gerekiyordu. Gürcüler disindaki diger etnik guruplarda bu uygulamalarindan nasiplerini almislardir. Örnegin Mesket Türkleri ile Rumlar Kazakistan'a sürüldüler. Bu arada Abhazca olan SOHUM kent ismi Gürcülestirilerek "SUKHUMI" olarak degistirildi. 1948 yilinda baslatilan, abhaya'nin Gürcülestirme politikasi 19512de tammamlanmis, bu süre zarfinda bütün yerlesim isimleri degistirilmistir. 1990 yilinda bu degisikliklerin orani %96'ya ulasmistir. Gürcülestirme politikalari giderek çesitli tepki ve huzursuzluklara yol açmis ve mücadele zorunlulugu dogmustu. Bu mücadelenin bir göstergesi olarak da, Abhazya anayasasinda degisiklige gidilerek Gürcüstan'dan ayrilma istekleri dile getirildi. Bu sirada Gürcüstan Komünist Parti Merkez Komitesi I.V. Kaputinov, Sohum'da düzenlenen binlerce kisinin katildigi toplantida söz alarak bu soruna ne sekil verilirse verilsin müzakeresini bile yapmayacagini açiklamistir. Bu gelismelerden ve çalismalardan somut sonuçlar alinmamasi, Abhazya'da Gürcü olmaya etnik guruplari hareketlendirdi. Karsiliginda da Tiflis'te ve Gürcüstan'in diger kentlerinde yeniden hortlayan Gürcü Mensevik bayraklari altinda yürüyüsler, propagandalar yapilmaya baslandi. Nasyonal sosyalizme yönelik idealleri gaye edinen ve Gürcü olmayanlari zorla Gürcülestirme eylemine yönelik programlara devam ediliyordu. Bir Gürcü edebiyati yayin organi olan ve devletin yönetiminde yayinlanan "Literaturuli Sakartvelo - Gürcü Edebiyati" adli gazete, Gürcü nasyonal sosyalizminin en çarpici örnegini, Hitler'e rahmet okuturcasina veriyordu. Gazetede söyle deniliyordu: "Gürcüstan'da Gürcülükten baska bir sey olmamalidir. Gürcüstan'da Gürcü olmayan da Gürcüdür. gürcüce konusmali, gürcüce yazmalidir. Her insan Gürcü kültürü ile yetistirilmeli, Gürcü gelenek ve görenekleri ile yasamalidir. Yoksa hiçbir suretle Gürcü sayilmaz." Abhazya Özerk cumhuriyeti'nde bundan böyel sosyo-ekonimik ve kültürel kalkinmanin yeniden baslatilmasi hak ve özgürlüklerin arttirilmasiyla mümkün oldugu, bunun da Abhazya'nin 1921'deki statüsüne kavusturulmasiyla olabilecegi artik tartisma götürmez bir gerçek olarak su yüzüne çikmisti. Efrem esba, altmis yil önce, olacaklari biliyormuscasina söyle diyordu: "Abhazya bagimsiz bir statude, SSCB'nin bir üyesi olmalidir. Bu ulusal düsmanliklari kiskirtan unsurlari yenmenin tek silahi, Abhaz ve Gürcü uluslarinin emekçi halklarin arasinda hak esitligine dayanan kardesligin, kardeslik güvencesinin yerlestirilmesidir. Bu iki halk arasinda bu güvenlik kavrami yerlesince istenilen sonuca ulasabilmek mümkün olacaktir." Bütün bu huzursuzluklarin ve kaynasmanin sonucu, Abhaz Ulusal Cephesi Birligi'nin öncülügünde, Gudauta bölgesinin tarihi Likhni köyünde 18 Mart 1989'da tarihi büyük kurultay toplanmistir. Bu toplantiya Abhazya bölgesi büro üyeleri, ulusal parlemento üyeleri, sanatçilar, bilimadamlari, yazarlar, Abhazya'da bulunan etnik topluluklarin temsilcileri ile halktan binlerce kisi katilmistir. Toplantida asagidaki kararlar çikmistir. Komünist Parti Sovyet Sosyalist Merkez Komitesi, SSC surasi, SSC Bakanlar Kurulu, Abhazya Cumhuriyetinin statüsünün yeniden ele alinarak Cumhuriyetin yeniden kurulmasi için Lenin'in sagliginda 1921'de ilan edildigi gibi; Statü tekrar gözden geçirecek SSC Devletlerinin hak esitligi için, çesitli özellikler gösteren devletlerin çok yönlü Lenin prensipleriyle bagdasmasini saglamalari gerekir. Bildiri Gürcüstan Komünist Parti tarafindan 29 Mart 1989 tarihinde reddedilmistir. Olaylar bu sekilde gelisirken, bir yandan da Gürcüstan devlet üniversitesinin Sohumkale'de açilmasi gündeme gelmistir. Sovyet ve Abhaz yetkilileri var olan gerginligi de dikkate alarak bu programin uygulanmasini ertelemislerdir. Bunu üzerine saldirgan Gürcü milisleri Sohum'da siddetli çatismalara neden olmuslardir. 15-16 Temmuz 1989'da 11 ölü 127 yarali ile sonuçlanan Abhaz - Gürcü çatismasindan sonra Abhazlar, 18 Mart 1989 bildirgesinin en kisa zamanda yasama geçirilmesinin geregine inanmislardir. 25 Agustos 1990 günü Abhazya Özerk Cumhuriyeti Parlementosu'nda yapilan oylamada, 72 milletvekilinin 70'i Abhazya'nin gürcüstan'a baglanmadan önceki statüsüne kavusturulmasi dogrutusunda oy kullanmislardir. Böylece abhazya 1921'de oldugu gibi, egemen bir Sovyet Cumhuriyeti olarak kalmak istedigini dünya kamuoyuna duyurmustur. Tarihinde Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin 11. Çagrisinin 10. Oturumunda kabul edilen Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin Bagimsizlik Deklerasyonu, "Abhazya'nin bagimsiz bir Cumhuriyet oldugunu seviçle ilan" ediyordu. II. BAGIMSIZLIK ve YENI GELISMELER Abhazya Parlementosu bagimsizlik sonrasi Gürcistan'la olan ve kangren haline gelen iliskilerini somut bir biçimde nihai bir sekle baglamak için 23 Temmuz 1992 tarihinde,tarihi bir karar alarak Abhazya Parlementosu bagimsizlik sonrasi Gürcüstan'la olan ve kangren haline gelen iliskilerini somut bir biçimde nihai bir sekle baglamak için 23 Temmuz 1992 tarihinde, tarihi bir karar alarak Abhazya Özerk S.S.C. 'nin 1978 anayasasini yürürlükten kaldirmistir. Böylece birlik antlasmasindan önceki statüye dönülmüs oluyorduç Abhazya Parlementosu'nun bu tarihi karari söyle ifadesini bulmustur. I. Abhazya Özerk S.S.C. 'nin 1978 anayasasi geçersizdir. II. Yeni bir anayasa kabul edilinceye kadar Abhazya S.S.C. 'nin 1925 anayasasi yürürlükte olacak ve su an yürürlükte olan yasama, yürütme ve yargi sistemi aynen muhafaza edilecektir. Abhazya Parlementosu'nun bu tarihi karari almasindan önceki siyasal gelismeleri özetle gözden geçirecek olursak: Bilindigi üzere Gorbaçov'un iktidara gelmesiyle S.S.C.B. 'ye bagli ülkelerin olusturdugu birligin dagilma süreci baslar. Birlikten ayrilan cumhuriyetler arasinda yeni hukuki iliskilerin kurulmasi zorunlu hale gelir. Bu zorunluluk abhazya ile Gürcüstan'in hukuki gelismelerinide etkiler. Abhazya'nin statüsü ve Gürcüstan ile S.S.C.B. arasindaki iliskiler 1978 anayasasi ile düzenleniyordu. Gürcüstan Yüksek Sovyeti 1989 ve 1990yillarinda pespese aldigi kararlarla 24.02.1920 tarihinden itibaren kurulan bütün devlet kurumlari ile bu kurumlar ve makamlarinca alinan bütün hukuki kararlari geçersiz saymistir. S.S.C.B. 'nin dagilmasindan sonra birlikten ayrilan devletlere Gürcüstan geçici askeri konseyi 1992 Subatinda 1921 Gürcüstan anayasasina dönme karari almistir. Bu anayasa da Abhazya'nin Gürcüstan'a bagli olduguna dair hiçbir hüküm bulunmamaktadir. Böylece Abhazya'nin Gürcüstan içerisindeki fiili varligi kendiliginden sona ermis oluyordu. Bütün bu gelismelerin arkasindan Gürcüstan'in nasil Abhazaya'ya saldirdigi, Gürcü yönetiminin jenosite varan kiyimi Abhaz direnisi ve bu direnis sonucunda Gürcüstan'in Abhazya'dan zorunlu çekilisi dünya kamuoyu tarafindan yakindan bilinmektedir. III. SAVASTAN SONRAKI DURUM Bilindigi üzere Gürcüstan hükümeti ile Abhazya halki arasinda yukarida ifade ettigimiz nedenlerden ötürü bir savas olmus, bu savas sonucunda Abhazya halki de facto bir sekilde bagimsizligini ilan etmis durumdadir. Taraflar arasinda 3 Eylül 1992 tarihinden beri savasin durdurulmasi, insan haklarinin temini, taraflar arasindaki ekonomik ve hukuki sorunlarin düzenlenmesi, Abhazya Cumhuriyeti'nin siyasal statüsünün De Yura haline getirilmesi yani siyasi siyasi statünün belirlenmesi ve uluslar arasi örgütlerin yapabilecekleri insani yardimlar gibi konularda süre gelen görüsmeler halen tikanmis bir vaziyette devam etmektedir. Ancak bu süreç içerisinde Abhazya Cumhuriyetinin karsilasmis oldugu çok ciddi ve hayati sorunlara bugüne kadar bir çözüm getirilememistir. Bunu sonucu olarak bugün Abhazya Cumhuriyeti çok ciddi bir sekilde ekonomik müzakaya içerisinde bulunmaktadir. Bu ambargolarin uygulanmasinda, objektij uluslararasi hukuki bölgeler, devletler üstü bölgeler ve uygulama anlasmalari Gürcüstan Devleti'ni tek tarafli müsamaha görmesi nedeniyle tarafgirane bir politik yol izlenmektadir. Abhazya Cumhuriyeti'nden, uluslararasi hukuk kurallarina ve devletler arasi antlasmalara, ayrica taraflar arasindaki görüsmelere aykiri olarak insan hak ve özgürlüklerinden mahrum birakilmasi, yasam hakkinin zorla elinden alinmasi, açliga mahkum edilmek suretiyle gayrimesru bir sekilde barisa zorlanmasi, Gürcüstan ile yapilacak barisi hizlandirmayacak, aksine daha da uzamasina neden olacaktir. Ayrica bir halkin açliga mahkum edilerek barisa zorlanmasina izin ve icazet veren uluslar arasi bir yasal belge, bir teamül ve anlayis yoktur. Böyle bir uygulamada söz konusu olamaz. Bunun yaninda bu agir kosollar altinda tesis edilecek bir barisin kurulsa bile, adil ve kalici olacagini iddia etmek mümkün degildir. Bu sorunlarin yaninda Abhazya Cumhuriyeti'nde, 23 Kasim 1996 tarihinde yapilmasi kararlastirilan parlemento seçimleri ile ilgili birkaç noktanin da altini çizmekte yarar vardir. BM Güvenlik Konseyi 22 Ekim 1996 tarihinde yapmis oldugu toplantida Abhazya Cumhuriyeti'nde parlemento seçimlerinin yapilmamasini, bu seçimlerin yapilmasinin barisa zarar verecegini ve görüsmeleri daha da zora sokacagini dile getirerek buna yönelik bazi endiselerini Abhazay Cumhuriyeti'ne yazili olarak iletmistir. Güvenlik Konseyi'nin bu endise ve degerlendirmelerine yönelik Abhazya cumhuriyeti Parlementosunun görüsleri 30 ekim 1996 tarihinde yine yazili olarak Güvenlik Konseyi'ne iletilmis bulunmaktadir. Bu mektupta dile getirilen bazi görüslerin de bilinmesinde yarar görüyoruz. 4 Eylül 1994 tarihinden beri taraflarin ve gözlemcilerin de onayladigi görüsme tutanaklarindan açikça anlasildigi üzere Abhazya Cumhuriyeti ile Gürcüstan Devleti arasinda fiili ve hukuki hiçbir bag kalmamistir. Abhazya Cumhuriyeti her ne kadar De Jura olarak diger devletlerce de taninmadi ise de görüsmelerde taraf oldugu ve fiilen bir cumhuriyet olarak var oldugu bir vakadir. Bu nedenle, Gürcüstan'in Abhazya Cumhuriyetine ve Abhazya Cumhuriyeti'ninhukuksal tasarruflarina müdahale yetkisi hukuken yoktur. Esasen Abhazya Cumhuriyeti Özerk Cumhuriyet olarak Gürcüstan'in bünyesinde yer alidigi dönemlerde de Abhazya'da yapilan parlemento seçimlerine müdahale hakki yoktu. Abhazya Cumhuriyeti'nde yapilacak olan parlemento seçimleri bu ülkede yasayan bütün etnik guruplarin esit haklarla temsil edilecegi demokratik bir seçim olacaktir. Bu etnik guruplarin yaninda Gal Bölgesi'ne geri dönüs yapan mültecilerin ve Abhazya'yi kendi istegi ile terk edip geri dönenlerin de ayni haklara sahip olarak seçme ve seçilme hakkina sahip olduklarini belirtmek gerekir. Yapilacak olan parlemento seçimleri Abhazya'nin iç isi olup Gürcüstan Devlet Baskani'nin ve parlementosunun buna müdahale hakki yoktur. Taraflar arasindaki statü belirleme çalismalarina gelebilecek zararlar konusuna gelince: Abhazya Cumhuriyeti'nin statüsünün belirlenmesi ve hukuki yapisini olusturulmasi uluslarin kendi kaderini tayin etme hakkindan kaynaklanarak Abhazya halkinin kendi iradesiyle belirlenecek bir husustur. Bu nedenle bu konunu Güvenklik Konseyi'nde gündeme gelmesine bile gerek olmadigi kanisindayiz. Abhazay Cumhuriyeti ile Gürcüstan Devleti arasindaki münasebetlerin tanzim ve tesbiti devletler hukuk ilkelerine göre yapilmalidir. Gürcüstan Devleti'nin toprak bütünlügünü israrla ifade eden devlet ve kuruluslarin, savas devam ederken kan akitilmasinin durdurulmasi ve savasin sona erdirilmesi için abhazya yönetimi tarafindan yagpilmis olan israrli çagrilara vermemis olmalari gerçekten saskinlik yaratmaktadir. Bugün Gal Bölgesi'nde mevcut, stabilize durumun bozulmasi için, Gürcüstan Devleti tarafindan basin-yayin yolu ile, radyo ve televizyonlar araciligi ile ve diger çesitli tahrik ve prokovasyonlar yapilmaktadir. Abhazya Cumhuriyeti'nin bu bölgede mültecilere yönelik hiçbir haksiz eylemi söz konusu degildir. Bunu için eylemleri yapan kimselerin kimliklerinin belirtilmemis olmasida dikkate sayandir. Abhazya Cumhuriyeti ve halki olarak BM tüzügünde yazili olan ve bütün imzalayan devletlerce uyulmasi zorunlu bulunan büyük ve küçük uluslarin hak esitligi ilkesinin Abhazya'ya da uygulanmasini talep ediyoruz. Gerek BM temsilcilerinin ve gerekse Rusya Federsyonunun bu ilkeler dogrultusunda hareket ederek Abhazya'da adil bir barisin kurulmasini acilen saglamalari, en içten istegimizdir. Güvenlik Konseyi'ne yazilan mektubun içerigini teskil eden görüs ve düsünceler yukarida kisaca vurgulanmistir. Ifade etmeye çalistigimiz sorunlar ve sorunlarin çözümlenmemesinin nedenleri yukaridaki ifade edilmistir. Bunu yaninda: Bu haksiz ambargolarin devam etmesi Türkiye Cumhuriyeti bakimindan ayrica çok hassa ve önemli sonuçlari dogurabilme olasiliginida belirtmek zorundayiz. Zira öncelikle Türkiye Cumhuriyeti bir bölge ülkesi olup, Kafkasya'da büyük çikarlari vardir. Ayrica Kafkasya'daki ve Abhazya'daki halklarla Türkiye Cumhuriyeti arasinda vazgeçilemeycek kadar önemli tarihi, maddi ve manevi baglar söz konusudur. Bunu yaninda Türkiye Cumhuriyeti vatandasi olan 7 milyonu askin Kafkas kökenli insan, bu haksiz uygulamalar ve ambargolar karsisinda çok hassas bir konuma gelmistir. Bu haksiz uygulamalarin ve tek tarafli himayeci politikalarin devam etmesi durumunda insiyatif disi olaylarin olusmasina engel olmak belki mümkün olmayacaktir. Bu nedenle Kafkasya bölgesinde baris ve istikrarin adil bir sekilde kurulmasi Türkiye Cumhuriyetini çok yakindan ilgilendirmekte ve menfeatine olmaktadir. Abhazya halkinin ambargo altina aldirmak suretiyle her türlü insan haklari ve özgürlüklerini kisitlamak ve disariyla olan baglantisini keserek bir nevi ölüme terketmek suretiyle bu halkla barisa ulasmanin imkansiz olacaginin Gürcü yönetimince çok iyi bilinmesi ve anlasilmasi gerektiginede inaniyoruz. Tabii, ayni yaklasimin sorunlu oldugu diger halklara da göstermelidir. Netice olarak dünyada henüz kirlenmemis bir dogaya sahip olan etnik ve kültürel özellikleriyle, korunmasi gerekli dünyadaki sayili cografi bölgelerden birini teskil eden Kafkasya'nin ve özellikle Abhazya'nin barisa ve istikrara kavusmasi, huzurun saglanmasi, hukuk ve insan haklarinin teminat altina alinmasi gerektigine inaniyor; tarih boyunca özgürlükleri için, yasamlari için, büyük devletler tarafindan ugratildiklari haksizliklara karsi usanmadan, yilmadan mücadele eden Abhaz halkinin artik özgürce yasama, huzura kavusmasi için Dünya Kamu Vicdanina sesleniyoruz ve Abhazya'da ambargoya son diyoruz.
|